Ahlakın Temel Taşı: Utanma Duygusu
Serdar Arseven, toplumsal ve kurumsal çöküşün temelinde insan ilişkilerindeki hak ve utanç duygusunun kaybolmasının yattığını savunuyor. Yazıda, liyakat yerine sadakatin öne çıkmasının kurumları amacından saptırdığı vurgulanıyor.

Serdar Arseven, günümüzde eksik olanın yönetmelikler, bütçeler veya yazılı kurallar değil; insanların birbirine bakışındaki eski ölçü, utanç ve hak duygusu olduğunu belirtiyor. Kurumların, bünyesindeki insanların ahlaki seviyesinden daha yukarı çıkamayacağını ifade eden Arseven, bina sağlam olsa dahi niyetler çürükse yapının zamanla eğileceğini savunuyor.
Bu ahlaki erozyonun temel sebebinin "utanma" duygusunun geri çekilmesi olduğunu belirten Arseven, bir insanın başkalarının gözünde küçülme korkusu yaşadığı sürece belirli sınırları aşmayacağını dile getiriyor. Utanma duygusunun zayıflamasıyla birlikte sınırların esnediğini, önce küçük yalanların ve haksızlıkların normalleştiğini, zamanla ise bu durumun büyüyerek kalıcı bir ortama dönüştüğünü vurguluyor. İnsanların kişisel çıkarları için başkalarının haklarını çiğnerken bunu "hayatta kalma mücadelesi" şeklinde maskelediğini ve bu örtülerin yolsuzlukları gizlemek için kullanıldığını ifade ediyor.
İlgili haber: Beylikdüzü'nde Dehşet: Taksici Çarptığı Yayayı Ağır Yaralayıp Kaçtı
Geçmişte insan değerinin sözüne sadakat, emanete ihanet etmeme ve komşuluk ilişkileriyle ölçüldüğünü hatırlatan Arseven, günümüzde ise kriterlerin kazanılan miktara, dış görünüşe ve yükselme hızına evrildiğini söylüyor. Bu yeni değer yargılarının insanı sürekli "daha fazlası" için hırslandırdığını ve bu durumun, başkalarının haklarına el uzatmayı kolaylaştırdığını belirtiyor.
İlgili haber: Eşinin 'Yapamazsın' Sözüne İnat 20 Yıldır Baston Üretiyor
Liyakat ve ehliyetin yerini, çoğu zaman maddi menfaatlere dayalı kişisel sadakatlerin aldığını kaydeden Arseven, amacından sapan kurumların zamanla sadece kendilerini korumaya odaklı yapılara dönüştüğünü ve bu süreçte kul hakkının ikinci plana itildiğini savunuyor. Ayrıca, dış dünyadaki bu "daha fazlasına ulaşma" telaşının aile yapısını da etkilediğini ifade ediyor.











Yorum Yap