Meme Kanseri Teşhisinde Belirtilerin Ortaya Çıkmasını Beklemeyin
Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanserinde, erken teşhis için rutin taramaların hayati önem taşıdığı vurgulandı. Uzmanlar, belirtilerin başlamasını beklemeden kontrol yaptırılması gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.

Kadınlar arasında en yaygın görülen kanser türü olan meme kanseri, genellikle orta ve ileri yaş grubundaki kadınları etkilemektedir. Tanı konulan yaş ortalamasının 54 olduğu belirtilirken, vakaların yaklaşık yüzde 10'unun 45 yaş altındaki kadınlarda görüldüğü kaydedildi. Bir kadının yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski ortalama yüzde 13 civarındayken, bu oran her 8 kadından birinin bu hastalıkla karşılaşabileceği anlamına geliyor. Ayrıca, daha önce meme kanseri geçirmiş kişilerde ikinci bir kanser oluşma riskinin daha yüksek olduğu ifade edildi.
Son yıllarda meme kanseri görülme oranlarında yıllık yüzde 1'lik bir artış yaşanırken, bu artışın 50 yaş altı kadınlarda yüzde 1,4 ile daha belirgin olduğu görüldü. Genç kadınlardaki bu yükselişin; aşırı kilo, az çocuk sahibi olma veya ilk gebeliğin 30 yaşından sonra gerçekleşmesi gibi risk faktörlerine bağlanıyor.
İlgili haber: Prof. Dr. Behzat Özkan: "Organ Bağışı Bırakılabilecek En Anlamlı Mirastır"
Konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Meme kanseri, akciğer kanserinden sonra kadınlarda kanserden ölümün ikinci en yaygın nedenidir. Bununla birlikte meme kanserinden ölüm oranları 1989’dan beri istikrarlı bir şekilde azalmakta olup, 2023 yılına kadar toplamda %44’lük bir düşüş kaydedilmiştir. Bu durum büyük olasılıkla, tarama yöntemleri ve artan farkındalık sayesinde meme kanserinin daha erken teşhis edilmesinin yanı sıra daha iyi tedavilerin bir sonucudur." ifadelerine yer verildi.
Evre analizleri, vakaların yüzde 45,9'unun lokalize evrede teşhis edildiğini ortaya koyuyor. Teşhis konulan kadınların yaklaşık yüzde 75'inde herhangi bir aile öyküsü veya bilinen risk faktörü bulunmaması, rutin taramaların herkes için kritik olduğunu kanıtlıyor.
**Meme Kanseri Risk Faktörleri**
Meme kanseri riski kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Obezite, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite gibi değiştirilebilir faktörlerin yanı sıra; yaş, ırk, etnik köken, genetik yapı ve hamilelik gibi değiştirilemeyen riskler bulunmaktadır. Menopoz öncesinde östrojenin çoğu yumurtalıklar tarafından üretilirken, menopoz sonrası bu üretim yağ dokusuna kaymaktadır. Bu nedenle menopoz sonrası fazla yağ dokusuna sahip olmak östrojen seviyelerini artırarak riski yükseltebilmektedir. Ancak kilo ile risk arasındaki ilişki karmaşıktır; menopoz sonrası kilo alımı riski artırırken, menopoz öncesi fazla kilo riskin daha düşük olmasıyla ilişkilendirilmektedir. Ayrıca aşırı kilolu bireylerde görülen yüksek insülin seviyelerinin de meme kanseri dahil bazı kanser türleriyle bağlantılı olduğu belirtilmektedir.
Fiziksel aktivite düzeyini artırmanın riski azaltabileceği, bunun da iltihaplanma ve hormon seviyeleri üzerindeki etkilerinden kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Yetişkinlerin haftalık 300 dakika veya daha fazla aktivite yapması önerilmektedir. Alkol tüketimi ise meme kanserinin yanı sıra baş-boyun ve sindirim sistemi kanserleri riskini de artırmaktadır. Tüketilen miktar arttıkça risk de yükselmekte olup, hiçbir alkol miktarının tamamen güvenli olmadığı ve hiç tüketilmemesinin en sağlıklı yol olduğu vurgulanmaktadır. Sigara kullanımının da birçok kanser türüyle birlikte meme kanseri riskini artırabileceği öne sürülmektedir.
**Hormonal ve Gebelikle İlgili Faktörler**
Araştırmalar, doğum kontrol haplarını 10 yıldan uzun süre kullananlarda ve hormon replasman tedavisini 5-10 yıldan fazla uygulayanlarda risk artışı olduğunu göstermektedir. Gebelikle ilgili olarak, hiç hamile kalmamak veya ilk gebeliği 35 yaş ve sonrasında yaşamak riski hafifçe artırmaktadır. Buna karşın, genç yaşta ilk kez hamile kalan veya çok sayıda gebelik geçiren kadınlarda riskin daha düşük olduğu belirtilerek, "Yine de gebeliğin ve doğumun meme kanseri riski üzerindeki etkisi karmaşıktır. Örneğin, meme kanseri riski, çocuk sahibi olduktan sonraki ilk birkaç yıl daha yüksektir. Daha sonra risk zamanla azalır. Bunun nedeninin, gebelik sırasında ve doğumdan sonra meme dokusu üzerindeki hormonal etkilerden kaynaklanabileceği düşünülmektedir." denildi. Özellikle bir yıl veya daha uzun süren emzirmenin, adet döngüsünün geri dönüşünü geciktirerek riski azaltabileceği öngörülmektedir.
**Genetik ve Aile Öyküsü**
İlgili haber: Kızının Karaciğer Bağışıyla Hayata Tutundu
Birinci derece akrabalarda (anne, kız kardeş, kız evlat) meme kanseri öyküsü bulunması riski artırmaktadır. Meme kanserlerinin yaklaşık yüzde 5-10'unun ise kalıtsal geçişli genetik mutasyonlarla ilişkili olduğu bildirilmiştir.











Yorum Yap