Tepebaşı Belediyesi'ndeki Yolsuzluk İddialarında İlk Duruşma Gerçekleşti
Tepebaşı Belediyesi'nde doğrudan temin ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı ve kamu zararına yol açıldığı iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması görüldü. Davada, paravan şirketler üzerinden milyonlarca liranın kripto varlıklar ve nakit çekimlerle sistem dışına çıkarıldığı öne sürüldü.

Tepebaşı Belediyesi bünyesindeki doğrudan temin ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı ve kamunun zarara uğratıldığı iddialarıyla açılan davanın ilk duruşması Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, belediyenin Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü ile Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü'nün yemek, ikram, promosyon ve çeşitli organizasyon alımlarında 'zimmet' ve 'suça iştirak' suçlarının işlendiği tespit edildi.
Eskişehir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü'nün yürüttüğü çalışmalar; MASAK, Bilirkişi ve Vergi Denetim Kurulu raporlarıyla desteklendi. Yapılan incelemelerde, hizmet alımlarında teknik şartnamelerin hazırlanmadığı, piyasa fiyat araştırmalarında ise yanıltıcı veya sahte teklif mektuplarının kullanıldığı belirlendi. Ayrıca, belediye kaynaklarından paravan şirketlere aktarılan milyonlarca liranın; kişisel hesap hareketleri, nakit çekimler ve kripto varlık platformları aracılığıyla sistem dışına çıkarıldığı saptandı.
İlgili haber: Tanık Selman Narman'dan 'Formalite' İhale İddiaları: "Belirlemeleri İmamoğlu ve Ongun Yapar"
Soruşturma kapsamında adli kontrol şartıyla yargılanan organizasyon sahibi D.A., duruşmadaki ifadesinde şunları söyledi: "Bir süreçte tüm organizasyonlar, sözleşmede de belirtildiği gibi ilk yıllarda sorunsuz bir şekilde rutininde devam ediyordu. Her yemek Tepebaşı Belediyesi’nden gelip servis ediliyordu. Fakat yıllar geçtikçe bu düzen değişti; dışarıdan getirilen yemeklerin benim organizasyonum bünyesinde yapılmış gibi gösterilmesi istendi. Bu talep Seyit isimli şahıs tarafından iletildi. Faturaların tutarlarına kadar her şeyi kendileri belirliyordu. Normal şartlarda dışarıda 400 bin TL giderim varsa 500 bin TL fatura keser, 100 bin TL kâr elde ederim. Ancak belediye işlerinde yemeği ve diğer tüm kalemleri kendileri karşıladığı için benim fiili masrafım yaklaşık 35 bin TL civarında kalıyordu. Ben yine 100 bin TL alıyorsam, arta kalan yaklaşık 400 bin TL’yi Seyit’in talimatıyla belirli adreslere elden götürmemi ya da işaret edilen hesaplara aktarmamı istiyorlardı. Hesabıma aktarılan parayı en geç bir saat içinde bankadan çekip kendilerine elden teslim ediyordum."
Baskı ve tehdit altında olduğunu belirten D.A., "Dediklerini yapmadığım takdirde beni açıkça tehdit ediyorlardı. Bu çarkın içine zorla sokuldum. Zamanla fatura tutarları çok yükseldi. ’Ben yanlış bir şey yapmıyorum’ dediğimde ise, ’Eğer dediklerimizi yapmazsan bu salonları sana başkanın mı verdiğini sanıyorsun? Ben veriyorum’ diyerek üzerimde baskı kurdular. Son dönemlerde artık kendi cebimden harcama yapar hale gelmiştim. Şirketime yansıyan KDV tutarlarını dahi benden tahsil ediyorlardı; bu süreçte evime icra geldi. Seyit’e bu durumu belediye başkanına bizzat aktaracağımı ilettiğimde, birikmiş KDV borçlarımın yalnızca bir kısmını kapattı. Ardından taleplerini yerine getirmeyi reddettiğimde, daha önce tehdit ettiği üzere salonu elimden aldı. Yaklaşık 15 yıldır bu süreci baskı ve tehdit altında sürdürmek zorunda kaldım" dedi.
Sistematik mobbinge maruz kaldığını iddia eden D.A., "Sürece dair WhatsApp yazışmaları, tüm banka dekontları ve kesilen faturalar mevcuttur. Özellikle 2016-2017 yıllarından sonra usulsüz aktarılan rakamlar katlanarak arttı. Ekmeğimden olmamak, işimi kaybetmemek adına maddi zarara uğramama ve sistematik mobbinge maruz kalmama rağmen uzun süre sessiz kaldım. Ayrıca kendi salonumda hiç gerçekleşmemiş organizasyonlara ait fotoğrafları bana gönderip fatura ve teslim tutanaklarını imzalatmak istediler; işletmemde yapılmadığı gerekçesiyle bu evrakları imzalamayı reddettim. Organizasyonlara dışarıdan personel getiriyor, bu çalışanların sigorta girişlerini ise benim şirketim üzerinden göstermemi dayatıyorlardı" şeklinde ifadeler kullandı.
İlgili haber: Zincirlikuyu Alt Geçidi'nde Su Baskını: Saatler Geçmesine Rağmen Trafiğe Açılamadı
Davada sanık olarak dinlenen D.G.’nin avukatı ise müvekkilinin tutuklanma gerekçesinin basına yansıyan haberler olduğunu savunarak, "Şimdi iddianamede ısrarla müvekkilimizin yönetici olduğu, yönetici olmasından kaynaklı zimmet fiiline müşterek fail olarak katıldığını iddia edip, savcımız beyan ediyor. Olay tarihinden iki ay önce müvekkilim yönetici olmuş, memuriyetle alakası yok. Mevcut suç tarihlerinde müvekkilimiz işçi statüsünde, zimmet suçu kapsamında olamaz. Anlatmadan önce 175 bin liralık zararı gidereceğimizi bildireyim. Ö.E. ile müvekkilim nişanlı. Yıllardır süren bir ilişkileri var. Kendisinin başkaca hiçbir kişiyle alakası yok. Sosyal medyada çıkan asılsız ve rezil haberler sebebiyle CHP’li belediyelerin yaptığı fiillerle bir arada anıldığı için müvekkilimiz tutuklandı. Başkaca hiçbir bu kapsamda beyan yok" dedi.











Yorum Yap