Merkez Bankası 95 yaşında
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), faaliyete başlamasının 95. yıl dönümünü kutluyor. 3 Ekim 1931'de faaliyetlerine başlayan TCMB, nitelikli insan kaynağı, köklü kurum kültürü ve güçlü teknik kapasitesiyle fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi için çalışmalarına devam ediyor.

[Fotograf: AA] Birinci Dünya Savaşı sonrası, ülkelerin kendi para politikalarını bağımsız olarak belirlemeleri yönündeki eğilimin etkisi ve Kurtuluş Savaşı ile kazanılan siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla güçlendirilmesi amacıyla bir merkez bankası kurulması yönündeki çalışmalar hız kazandı.
Bu konunun ilk kez ele alındığı 1923 İzmir İktisat Kongresi'nde, özellikle "milli devlet bankası" kurulması fikri üzerinde duruldu.
İlgili haber: Bakan Bolat duyurdu: Eylülde ihracat 26 milyar dolara çıktı
1927'de dönemin Maliye Bakanı Abdülhalik Renda'nın merkez bankası kurulması hakkında sunduğu kanun taslağı kabul edildi. Merkez Bankasının kuruluş aşamasında, diğer ülkelerin merkez bankalarından da görüş istendi. 1928'de dönemin Hollanda Merkez Bankası Başkanı Dr. Gerard Vissering, bu kapsamda Türkiye'ye davet edildi.
Dr. Vissering, İstanbul'daki çalışmalarını tamamlayarak "Türkiye'de Nakit İstikrarı ve Bir Merkezi İhraç Bankası Tesisi" adlı raporu hazırladı.
Raporda, hükümete bağlı olmayan, bağımsız bir merkez bankasının gerekliliğine dikkat çekildi. Bir yıl sonra Türkiye'ye davet edilen İtalyan uzman Kont Volpi de Türk lirasının istikrarının sağlanması için bir merkez bankası kurulmasının şart olduğunu belirtti.
Söz konusu gelişmelerin ardından hükümet, merkez bankası kurulmasına ilişkin gerekli yasal çerçevenin hazırlanması için harekete geçti. Lozan Üniversitesinden Prof. Leon Morf'un katkılarıyla Merkez Bankası yasa tasarısı hazırlandı.
Tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisince (TBMM) 11 Haziran 1930'da kabul edildi ve 1715 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu adıyla 30 Haziran 1930'da Resmi Gazete'de yayımlandı.
Farklı kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen işlevlerin tek elde toplanmasının ardından 3 Ekim 1931'de faaliyetlerine başlayan Merkez Bankası, 95. yıl dönümünü kutluyor.
İkinci Dünya Savaşı'nın olumsuz etkilerinin hissedildiği 1940'lı yıllarda bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de Merkez Bankası, kamu kesiminin finansman açığını kapatmaya yönelik uygulamalarda bulundu.
1950'li yıllarda büyüme ve hızlı kalkınmanın finansmanı, Merkez Bankası kaynaklarından sağlandı. Hazineye kısa vadeli avans imkanı verilerek Banka kaynakları kamunun kullanımına açıldı. Bu dönemde, Merkez Bankası için bir diğer önemli gelişme de 1955'te banknot matbaasının kurulması ve 1958'den itibaren banknotların ülkede basılmaya başlanması oldu.
Planlı ekonomiye geçişin yaşandığı 1960'lı yıllarda Merkez Bankası, ekonomik koşullara ve sanayinin gelişimine paralel olarak genişlemeci para politikaları izledi ve kamuya kaynak sağlamaya devam etti. Bu dönemde ayrıca, kambiyo kontrolüne ilişkin uygulamaların büyük çoğunluğu da Merkez Bankasına devredildi.
Dünya genelinde İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan değişikliklere uyum sağlamak ve Merkez Bankasının etkinliğini artırmak amacıyla 14 Ocak 1970'de 1211 sayılı TCMB Kanunu kabul edildi.
Böylelikle tarihinde yeni bir döneme başlayan Merkez Bankası, kısmen de olsa dönemin ekonomi ve merkez bankacılığı alanındaki yeniliklerini yansıtan bir yapıya kavuştu.
Söz konusu kanun, Bankanın yasal statüsü, organizasyon yapısı, yetki ve görevlerinde önemli değişiklikler getirdi. Anonim şirket statüsü korunan Merkez Bankasının sermayesi, 15 milyon liradan 25 milyon liraya yükseltildi. Hazinenin sahip olduğu sermaye payının yüzde 51'den az olamayacağı da kanunda yer aldı.
1211 sayılı kanunun getirdiği bir diğer yenilik de "Guvernörlük" adı verilen Başkanlık Makamı oldu. Dış temsil ve ilişkilerde denklik, protokolde eşitlik sağlanması amacıyla kurulan Başkanlık Makamına ilk olarak Naim Talu getirildi.
Guvernörlük makamının yanında, Başkan ve Başkan yardımcılarından meydana gelen "Yönetim Komitesi" adı altında yeni bir karar alma organı oluşturuldu. Bankanın en üst karar alma organı statüsündeki 8 üyeli İdare Meclisi ise 6 üyeli Banka Meclisine dönüştürüldü.
İlgili kanun, Merkez Bankasına ait görev ve yetkilerin artırılması açısından da önemli yenilikler içerdi. Hazineye verilebilecek kısa vadeli avans miktarının üst sınırı, ilgili yıla ait bütçe ödeneklerinin yüzde 15'i oranında yükseltildi.
1980'lerde yaşanan ekonomik gelişmeler hem Türkiye hem de Merkez Bankası açısından bir dönüm noktası niteliğinde oldu. 24 Ocak 1980'de açıklanan kararlar ile Türkiye ekonomisinde yapısal bir dönüşüm başlatıldı.
Başlatılan finansal serbestleşme süreci ile para ve kur politikalarının TCMB tarafından piyasa ekonomisi ile uyumlu bir şekilde yürütülmesi için gerekli altyapının sağlanması yönünde önemli adımlar atıldı. Para politikası kapsamında, mevduat ve kredi faizlerinin piyasa koşullarında belirlenmesi hükme bağlandı.
İlgili haber: Yolsuzluk eleştirileriyle gündeme gelen Mahsun Kırmızıgül’e "şeffaflık" çağrısı
Türk parası, yabancı paralar karşısında devalüe edilerek sabit kur rejimi ortadan kaldırıldı. TCMB, 1983'te altın ve döviz rezervlerini etkin bir biçimde yönetmek konusunda yetkili hale getirildi. 1987'de açık piyasa işlemleri yapmaya başlayan Banka, modern anlamda para ve döviz piyasalarının kurulmasına da öncülük etti.











Yorum Yap